Dogru kaynak Dogru kaynak Video Dogru kaynak Dogru kaynak

AŞIK VEYSEL ve ŞİİRLERİNDE TABİAT

dogrukaynak Ödev-Ders » Türk Edebiyatı » AŞIK VEYSEL ve ŞİİRLERİNDE TABİAT
Hit : 2001
Tarih : 26 Eylül 2010 18:19
Yükleyen : Paylasimci
Oy Ver (1/1179) :
AŞIK VEYSEL ve ŞİİRLERİNDE TABİAT
Aşık Veyselin asil adi Veysel Şatırogludur. 1894te Sivasa bağlı Sarıkışla ilçesinin Sivralan köyünde doğmuştur. Babasının adi Ahmet, annesinin adi Gülizardır. Aşık Veyselin doğumu Ümit Yaşar Oğuzcan tarafından şöyle aktarılır: “Aşık Veysel hayatini anlattığı bir şiirinde üç yüz onda gelmişidim Cihana diyor. Yıl 1894 hesapça. Sivasa bağlı Sarıkışla ilçesinin Sivralan köyünde dünyaya gelmiş. Anası Gülizar, bir yaz günü köy dolaylarındaki Ayıpınar merasına koyun sağmaya gittiğinde; oracıkta bir yol üstünde doğurmuş Veyseli. Göbeğini de kendi eliyle kesmiş. Yaman kadınmış Gülizar ana. Bebesini bir çaputa sarıp yürüye yürüye köye dönmüş. Babası Ahmet; bebenin adini Veysel koymuş”
Aşık Veysel sol gözünü yedi yaşındayken bir çiçek hastalığı sonucu kaybetmiştir. Sağ gözüne de daha önceden perde inmiş, bu gözüyle ancak ışıkta seçebiliyormuş. Ama yine talihsiz bir kazayla Aşık Veysel sağ gözünü de tamimiyle kaybetmiş. Küçük yaşta iki gözünden de olmuş. Bu talihsizlikler sonucu hayata küser gibi olmuş ama sonra kendisine bir avuntu bulmuş, onunla kederini bir parça unutmuş, hayatinin sonuna kadar onunla söylemiş, onu çalmış; sazı...
Veysele bir uğraş bulmak için babası ona Halk ozanlarından şiirler okumuş, ezberletmiş. Sivasın köylerinden evlerine gelen ozanları da dinleyerek iyice heveslenmiş Veysel ve dersler almaya başlamış. “İlk derslerini Çamşıhlı Ali Ağadan almış ve uzun bir süre ünlü halk ozanlarının şiirlerini çalıp söylemiş”
1919 senesinde Esma adında bir kızla evlenir, iki sene sonra hem annesi hem babası vefat ederler. Evliliğinde de talihsizlikler yakasını bırakmamış Aşık Veyselin; ikinci çocuğu on günlükken ölmüş, annesi de başkasına kaçmış. Veyselin saza sarılışında daha da dertlenişinde bu olay çok etkilidir. İkinci defa evlenmiş. Bu evliliği diğerinden daha bahtiyar olmuş.
Uzun bir dönem kendi şiirlerini söylemez. Ancak Ahmet Kutsi Tecerle tanışması onun hayatında önemlidir. Çünkü onun şiirlerinin ortaya çıkmasına yardımcı olacak ona sırdaş olacak bir kişi konumundadır Tecer. Halk Şiirine gönül vermiş olan Tecer onu ülkeye duyurur. Aşık Veysel de onu çok sevmektedir. Yine Ahmet Kutsi Tecer vasıtasıyla Köy Enstitülerinde Saz Hocalığı yapar. 1965 senesinde T.B.M.M Aşık Veysele “Anadilimize ve Milli Birlikteliğimize” yaptığı hizmetlerden dolayı özel bir kanunla maaş bağlamıştır.
Şiirlerini çok akıcı bir dille, güzel bir Türkçeyle söylemiştir. Bestelenmiş şiirleri de vardır. Aşık Veysel Şatıroglu 21 Mart 1973 tarihinde vefat etmiştir.

Veysel''in Şiirinde Tabiat
Aşık Veyselin şiirlerinde birçok konu bulmak mümkündür. Ancak öne çıkan bazı konular olacaktır çünkü Veysel bir halk şairidir. Bizzat halkın içindendir, köylüdür. Günümüz şehir yaşantısının ve yaşayanlarının köyden uzaklığı bir nevi “sessizlikten ve doğa”dan uzaklığı olarak da algılanabilir. Köyde de yaşanagelen günlük bir hayat vardır ancak daha samimi insanların daha yakın olduğu bir yaşamdır bu. Bu nedenle bir halk şairinde doğaya yakınlıkla beraber sessizliğin birer yansıması olarak yalnızlık ve gurbeti görmek çok doğaldır. Aşık Veyselin şiirindeki doğadan sesler şehir hayati içinde ancak sessizlik olsa gerek. (Ağaçlar, rüzgar, dağlar, nehirler vs.den bahseden bir şiir düşünüldüğünde) Aşık Veyselin bir dönem Vatanla, M. Kemalle, medeniyette ilerlemeyle ilgili şiirleri de vardır. Ancak Saz Şiiri geleneği içinde değerlendirilecek olursa bu şiirlerde biraz zorlama olduğunu da fark edebiliriz.
Buna göre Aşık Veyselin “kendisini” aramamız gereken şiirler Halk Şiiri geleneği içinde yazılmış olanlarıdır. Kriter olarak konuyu aldığımızı belirtmeliyiz.
Çünkü Aşık Veysel her şiirini heceyle söylemekte, her şiirinde kalıplara uygun kafiyeler kullanmaktadır.
Aşık Veyselin doğa ile ilgili inceleyebileceğimiz ilk şiiri Kara Toprak; baştan
sonra toprağı anlatan ve öven bir şiir. Bu şiirle ilgili bir görüşü şöyledir: “Bu şiiri Halk edebiyatında örneğine pek çok rastlanan ve koşma tarzında yazılan “tabiat tasvirleri” nevine sokmak mümkündür. Saz şairleri bu tarz eserlerinde ekseriya belli bir yeri, bir dağı, bir köyü tasvir ederler. Aşık Veysel bu tarz şiirler söylemiştir. “Kara Toprak” şiirinin onlardan farkı, belli bir yeri değil, genel olarak toprağı övmesidir. Burada tabiattan doğrudan doğruya alınan bir duyu veya duygudan çok, bir “düşünce” bahis konusudur”. Bu şiirde köylünün yaşayışında çok önemli bir yer tutan toprak baş tacı ediliyor. Gerçekten de oraya bağlı bir yaşayışın ürünü bir düşünce tarzı. Bununla beraber dinle, insanlık tarihiyle, çiftçilikle de yoğrulan bir şiir. Ama bunlardan önce Veysel şiire şu dizelerle başlıyor:
Dost dost diye nicesine sarıldım
Benim sdık yrim kara topraktır
Beyhude dolandım boşa yoruldum
Benim sadık yarim kara topraktır.
Şair daha şiirinin başından toprağına bir yr gibi candan bir dost gibi sarıldığını belirtiyor. Şiirin devamı:
Nice güzellere bağlandım kaldım
Ne bir vef gördüm ne fayda buldum
Her türlü isteğim topraktan aldım
Benim sdık yrim kara topraktır
Koyun verdi kuzu verdi süt verdi
Yemek verdi ekmek verdi et verdi
Kazma ile döğmeyince kıt verdi
Benim sdık yrim kara topraktır
Ademden bu deme neslim getirdi
Bana türlü türlü meyva yetirdi
Hergün beni tepesinde götürdü
Benim sdık yrim kara topraktır
Karnın yardım kazmayınan belinen
Yüzün yırttım tırnağınan elinen
Yine beni karşıladı gülünen
Benim sdık yrim kara topraktır
İşkence yaptıkça bana gülerdi
Bunda yalan yoktur herkes de gördü
Bir çekirdek verdim dört bostan verdi
Benim sdık yrim kara topraktır
Havaya bakarsam hava alırım
Toprağa bakarsam dua alırım
Topraktan ayrılsam nerde kalırım
Benim sdık yrim kara topraktır
Dileğin var ise iste Allahtan
Almak için uzak gitme topraktan
Cömertlik toprağa verilmiş Haktan
Benim sdık yrim kara topraktır.

Hakikat ararsan açık bir nokta
Allah kula yakın kul da Allaha
Hakkın gizli hazinesi toprakta
Benim sdık yrim kara topraktır
Bütün kusurlarımız toprak gizliyor
Merhem çalıp yaralarım düzlüyor.
Kolun açmış yollarımı gözlüyor.
Benim sdık yrim kara topraktır.
Aşık Veyselin toprak konusundaki “fikir”lerini benimseyen başka bir şairimiz de Yunus Emredir. “Yunus Emre de toprağı sabır, iyi huy, tevekkül ve mekremetin kaynağı olarak görür”
Aşık Veyselin bu şiiri insanimizin - özellikle köylümüzün - toprağa, onunla birlikte doğaya-canlıya bakışını belirtir. Halkımızca da çok sevilen bir şiirdir.
Veyselin konusu bizzat tabiat olan bir başka şiir de “Türlü Türlü Sad Verir Ağaçlar”:

Yel estikçe dalgalanır dalları
Türlü türlü sad verir ağaçlar
Tertip olmuş kuğu gibi dilleri
Türlü türlü sad verir ağaçlar
Bahar gelir yaprak açar yaz olur
Aşka düşe ateş olur köz olur
Kaval olur keman olur saz olur
Türlü Türlü sad verir ağaçlar
Yel değdikçe ince dallar ses verir
Yeşil yaprak etrafına süs verir
Aşılarsan meyvesini has verir
Türlü Türlü sad verir ağaçlar
Balta gelir yalağından yadeder
Usta gelir keman yapar ud eder
Yanık sesli kaval ne feryad eder
Türlü Türlü sad verir ağaçlar
Davul olur gümbür gümbür gümüler
Zurna olur ince sesle iniler
Gıranata derlerimi yeniler
Türlü Türlü sad verir ağaçlar
Kalem olur her lisandan okuyor
Ana sesi ciğerimi yakıyor
Dallarda çeşitli kuş şakıyor
Türlü Türlü sad verir ağaçlar
Aşık Veyselin bu şiirinde de ayni toprakta olduğu gibi doğal bir varlığın övülmesi var. Övülen varlığın faydalarının açıklanışı bakımından “Kara Toprak” şiirine benziyor. Ağaçtan elde edilen çalgılardan bahsedildiği gibi ayni ortamda rüzgarında esişiyle bir ses işitilir. Yelin dallara, yapraklara değişiyle de “ağacın sadlari” duyulur. Bazen de kuğu gibi hep bir ağızdan söylerler.
İkinci kıtada, ikinci mısra doldurma gibi gelse de, baharın yazın gelişiyle aşkın yeşerişi, aşıkların yanışı arasında bir bağ vardır. Yine aşıklar keman gibi, kaval gibi, saz gibi inlemektedirler. Üçüncü kıtada ağaçların tasvirinin ardından köylüye bir öğüt vardır. Toprak gibi ağacın da faydası vardır. İnsan ondan da uzak kalmamalıdır.
Bundan sonra gelen iki kıtada, ağaçtan yapılan çalgılar anlatılır. Ağaç deta onların ağzından feryad ediyor, ezgiler mırıldanıyordur. Son olarak da kalem olarak ağacı düşünüyor. Güzellik unsuru olarak ağaca konan kuş da yine son kıtada geçmektedir.


Aşık Veyselin “dağlar” ile ilgili şiirlerinden bazı dörtlükler:
Arzusun çektiğim Beserek Dağı
Elvan Çiçeklerin açtı mı
Çevre yanın güzellerin otağı
Bizim eller yaylasına göçtü mü (Beserek Dağı)

Feleğinen çok oynadım ütüldüm
Bir zalimin tuzağına tutuldum
Haraç mezat dost uğruna satıldım

Verildim de Çamlıbele yaslandım
Veysel der bir yarin derdine düştüm
Aşkın dolusunu elinden içtim
Kendi kaçtı hayaline ulaştım
Sarıldım da Çamlıbele yaslandım (Çamlıbel)

Sel ile ilgili bir şiiri: Emeklerim Zayeyledi Sel Benim

Sekizinci ayın yirmi ikisi
Emeklerim zayeyledi sel benim
Sele gitti hasılatım hepisi
Emeklerim zayeyledi sel benim

Tırtıl geldi tevekleri taladı
Sel geldi de elek elek eledi
Hasılatı çamurlara beledi
Emeklerim zayeyledi sel benim

Bu sel bizi ne pek kötü beledi
Dümdüz etti patatesi milledi
Ne çapasın vurdu ne de belledi
Emeklerim zayeyledi sel benim

Yağmur yağmış sel bulanık geliyor.
Büyük tüccar her kalemden alıyor
Parası yok birer marka veriyor
Emeklerim zayeyledi sel benim
Aşık Veyselin şiirlerinde suyu övdüğünü de görüyorduk. Ancak bu sefer sel baskını olur. Köylünün bütün emeği boşa gider. Tarlaları harp olur. Veysel de sel üzerine böyle bir şiir söylemiştir.
Veyselin tabiat şiirleri içine dahil edebileceğimiz tarla ve çiftçi şiirleri de mevcuttur. Bu şiirlerde tabiatla birlikte öne çıkan konu azim ve çalışmadır.
Aşık Veyselin doğa unsurlarını öven şiirlerinde dağ, su, ağaç, çiçekler, kuşlar ve sesleri önemli yer tutar. Bunlardan özellikle dağların, suların, ağaçların övülüşünü Eski Türk inanışlarıyla açıklayabiliriz. Bu inanış günümüze kadar -adini yitirerek de olsa- gelmiştir. Anadoluda birçok yerde dağ isimleri vardır. Saz şiiri geleneği de Eski Türklerden beri vardır. Halk Şairlerimizin bunları övmesi, bağlılık göstermesi bununla açıklanabilir. Ayrıca “Kara Toprak” şiirinde gördüğümüz gibi İslami unsurlar da katılarak bu fikir ve duyuş yoğrulmuş ve gelişmiştir.
Veyselin Halk Şiirinde sık sık işlenen “Turna”larla ilgili şiirleri de vardır. Bunlardan biri:

Turnam Senin Sunam Senin
Geçti bahar geldi yazın
Turnam senin sunam senin
Sinemi deler avzın
Turnam senin sunam senin
Tara turnam tellerini
Issız koma göllerini
Yesem dudu dillerini

Turnam senin sunam senin
Avcın benim kıymam cana
Göz göz yara açtın bana
Tellerim atmam yabana

Turnam senin sunam senin
Gövel turnam gölde döner
Durmaz ismin dilde döner
Leblerinden emen kanar

Turnam senin sunam senin
Sen ördek ol ben göl olsam
Sen yolcu ol ben yol olsam
İster kapında kul olsam

Sen keklik ol Veysel çalı
Saklasın gel seni dalı
Yolunda kurban olmalı
Turnam senin sunam senin
Halk şiirinde çeşitli anlamlar bulan turna bu şiirde sevgili olmalıdır ki Aşık onu güzel sözlerle övüyor. Aşık Veyselin tabiat şiirlerinde “ses” büyük önem taşıyor. Kuş sesleri, ağaç sesleri, rüzgarın çeşitli varlıklar üzerinde bıraktığı sesler.. Aşık bumda da Turnanın seninden etkilenmektedir.
Aşık Veyselin şiirlerinde işlenen diğer bir konu da gurbettir. Gurbetle birlikte ayrılık ve onun verdiği acı Halk şiirimizde sıkça işlenen konulardandır. Eski Şairlerin çeşitli sebeplerle memleketlerinden ve sevdiklerinden uzak düşmeleri de bu şiirin başlıca yazılış sebebiydi. Veyselin şiirlerinde de çeşitli motiflerle ayrılık, özlem ve gurbet dile getirilmiştir. Bunlardan birisi “Mektup yre selamımı ulaştır” şiiridir:
Al ktip kalemi yaz bu selmı
Mektup yre selmımı ulaştır
Bir yr için terk eyledim sılamı
Mektup yre selmımı ulaştır.

Sarıkışla kazamdır Sivralan köyüm
Geçti ömrüm gurbet elde neyleyim
“Gel” diyorsa bu ellerde durmayım
Mektup yre selmımı ulaştır

Yrdan ayrılalı yaralı sinem
Gam ile kurulmuş temelim binam
Ağlar mı güler mi gör benim sunam
Mektup yre selmımı ulaştır.

Gider bu hasretlik yıla yetmez mi
İsmin tesbih ettim dile gelmez mi
Bülbülün feryadı güle yetmez mi
Mektup yre selamımı ulaştır

Gönüle hasiret göze yol yaman
Veyseli söyletir bir kaşı keman
Mektup ile konuşalım bir zaman
Mektup yre selmımı ulaştır.
Veysel sevdiğinden uzak düşmüştür. Onunla konuşmak, yakın olmak, bu olmuyor bari haber ulaştırmak istemektedir. Turnalar da Halk edebiyatında haber getirip götürmek işlevindedirler. Mektup da artık okuma-yazmayla birlikte yer bulmaktadır. Ancak Şair “Al katip kalemi yaz bu selamı” diyor. Burdan başkasına yazdırdığını anlayabiliyoruz. Veysel yardan bir “Gel” beklemektedir. Onun sözüyle gurbet illerden hemen uzaklaşacaktır. “Gam ile kurulmuş temelim binam” ifadesi de aşığın ne kadar acı çektiğini orijinal bir şekilde ifade ediyor.
Dördüncü dörtlükte kullanılan bülbül-gül motifi Halk edebiyatımızda çok sık kullanılır. bumda aşık sevgili için feryad etmektedir. Sesini ona ulaşmasını istemektedir.
Aşık Veyselin diğer bir şiiri “Yeni Mektup Aldım Gül Yüzlü Yardan”
Yeni mektup aldım gül yüzlü yardan
Gözletme yolları gel deyi yazmış
Sivralan köyünden bizim diyardan
Dağlar mor menevşe gül deyi yazmış
Beserekte lle sümbül yürüdü
Güldedeyi çayır çimen bürüdü
Karataşta kar kalmadı eridi
Akar gözüm yaşı sel deyi yazmış

Eğlenme gurbette yayla zamanı
Mevlyı seversen ağlatma beni
Benek Benek mektuptadır nişanı
Gözyaşım mektupta pul deyi yazmış

Kokuyor burnuma Sivralan köyü
Serindir dağları soğuktur suyu
Yr mendil göndermiş yadigr deyi
Gözünün yaşını sil deyi yazmış

Veysel bu gurbetlik kr etti cana
Karıştır göçünü ulu kervana
Gün geçirip fırsat verme zamana
Sakın uzamasın yol deyi yazmış

Veysel bu şiirinde de yriyle mektupla haberleşiyor. Ancak bu sefer mektubu gönderen sevgili. Veysel bize mektupta yazanları naklediyor. Ama sevgilinin yazdıkları deta Veyselin hissettiklerini de ortaya dökmekte. “Yar mendil göndermiş yadigr deyi / Gözünün yaşını sil deyi yazmış”. Şiirin bir kısmında şair memleketini, köyünü anlatıyor. diğer bölümde anlattığımız tabiat şiirlerine örnek olabilecek derecede, tasvirler çok kuvvetli ve orijinal.
Aşık Veyselin gurbet ve ayrılık şiirlerinden bazı dörtlükler:

Sensin derdine düştüğüm
Hayl oldu konuştuğum
Her gün yediğim içtiğim
İçerimde ağu benim

Ağlar Veysel çıkmaz sesi
Gine coştu gam deryası
Garip gönlümün yaylsı
Güzel hüsnün bağı benim (Ağlar Veysel Çıkmaz Sesi)

Aramızı kesti dumanlı dağlar
Tepesinden aşan yollar yücedir
Artıyor efkarım yine bu çağlar
Bilmiyorum nazlı yrim nicedir (Aramızı Kesti Dumanlı Dağlar)

Karlar erir akar gider lodostan
Coşar gönlüm selam gelse o dosttan
Sen eyledin beni dillere destan
Çırpınıp saçların yoldan elveda
Veyselin derdinin yoktur ilacı
Gurbetin dertleri acıdır acı
Biz gidelim sizler olun duacı
Döküp göz yaşları silen elveda (Ayrılık Günleri Geldi Dayandı)

Gelen yok giden yok uzadı ara
Ilgaz Dağı yol vermiyor geçilmez
Havalansam yoldaş olsam kuşlara
Kollarım yok kanadım yok uçulmaz (Gelen Yok Giden Yok Uzadı Ara)

Günden güne artar gönlün yarası
Cennet olmuş o cennetin merası
Germek Yaylaları Meydan deresi
Boz dumanlar bürümeden yetişek
Dünya kurulalı yaşayan dağlar
Her tarafı zümrüt olur bu çağlar
Veyseli hatırlar sevgilim ağlar
Gözyaşları kurumadan yetişek (Sinemi Yakıyor Sılanın Aşkı)

Zincirsiz kösteksiz bağladı beni
Tatlı dilleriyle eğledi beni
Yurdumdan yuvamdan eyledi beni
Yarsız dünya malı bana pul gibi

Aşkın beni deryalara daldırır
Bazı ağlatır bazı güldürür
İster azar eyler ister öldürür
Sefil Veysel kapısında kul gibi (Mecnun Gibi Dolanıyorum Çöllerde)

Derd ile mihnete dalmayan Aşık
Ne yemiş ne doymuş eli bulaşık
Kınaman Veyseli fikri dolaşık
Ayrılmış yrından yr diyrından (Çırpınıp İçinde Döndüğüm Deniz)




Yorumlar

Adınız :

E-Mail Adresiniz :

Yorumunuz :

Yorum yapılmamış.